23 Ekim 2009 Cuma
yazıyorum. saat 22.54. neyi yazıcağım hakkında en ufak bi fikrim yok. sadece yazmam gerektiğini düşündüm. beni en çok rahatsız eden şey yan daire "sakinleri" nin gecenin bi yarısı bağıra bağıra konuşması, insan dışı anırmak falan gibi gereksiz, ilginç, komik ve bi o kadar da anlamsız ses cıkardıktan sonra gülüşmeleri, sanki bütün sülale toplanmış hissi yarattıktan sonra ya bi maç seyretme ya da telefondan yıldız tilbe ya da ibrahim tatlıses arşivinden müzikler açıp, sanki bi bebek var da onu dans ettirme çabası içine girermiş gibi beni ve bütün apartmanı "orda noluyo" sorusuyla baş başa bırakmaları. çok canımı sıkıyo. hani hakkaten ya ayıp denen bişey var. abi uyumaya çalışıyorum, üst kattan sanki inadına yapılıyomus gibi ya topluklu ayakkabıyla evde yürünür, ya iiillla ki bişey düşer yere. o sabit zaten düşmezse olmaz bişey düşer biri de içerden oraya koşar falan. hakkaten yeter ya ayrı eve çıkıcam. ayrı ev derken, evin hakkaten ayrı olanı. tek. başka yerde. üstsüz, katsız.
19 Ekim 2009 Pazartesi
18 Ekim 2009 Pazar
Bak şimdi,
Bağlanmayacaksın bişeye öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın çünkü. Ve genelde o daha az sever seni, senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmezsen, çok da ait olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranıcaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranıcaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yeri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı senin yıldızın olacak. "O benim" diceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyosan bişeylerin, mesela gökkuşağı senin olacak, renklere ait olacakasın. Mesela turuncuya, pembeye. Ya da cennete ait olacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidicekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
Anladın mı?
Salonda yuvarlak masamız var bizim, yemek masası denebilir. Ama öyle genelde tüm aile toplanıp yemek yemez. Mesela Efe'nin bizimle yemeğe oturduğunu hatırlamıyorum. Neyse. Masanın üstünde tavandan inen böyle makara mekanizmalı (?) bi avize (?) var. Ampulde var tabi haliyle. (Of ne diyorum). Çalışmıyodu o tamam mı. Evde tektim, kapı çaldı. Efe'ymiş gelen, adam eve ayağını attığı anda ampul yandı. Sonra bunun üstünde düşündüm. Hani buraya yazıcak kadar da önemli diil de, (sanki her yazdıgım çok önemli) içimden geldi.
-İçten gelen..
Neyse, ilginç olay dimi.
-hayır-
Bazen düşünüyorum da, aslında bu kadar düşünmesem bazı şeyleri, benim için getirisi çok daha fazla olanlardan olabilir.Hatta çok küçük şeyleri de düşünürüm. Mesela uyurken üst dairemizdeki insanların evde neden topluklu ayakkabıyla gezip -afedersiniz- uykumun içine ettiklerini düşünürüm... Yada sabah uyandığımda yatak örtümün neden yarısına kadar sıyrıldığını... Bazen de sanat tarihi hocasının kafasında neden 3 tane saçı olduğunu, ya da dün dolmuşa binmektense neden taksiye bindiğimi. Bilmiyorum bazen gecenin bi yarısı duvarı tekmeliyerek uyandığımı da hatırlıyorum. Bazen de hiçbişey yapmadığımı.
Böyle uzar gider bu iş.
Bu aralar ciddi bi şekilde limewire tutkusu oluştu bende, gerçekten. Müzik indiriyorum fena halde. Bi de kimse emeğe saygı ayaklarına yatmasın şimdi. Ayrıca hiç bilmediğim insanları falan indiriyorum bu aralar, bazılar kötü oluyo tabi. Çok kitap okudum bu aralar, örnek insanım ben. Ve bu aralar popülerleşiceğimi hissediyorum, doğum günü, şu,bu. Açıkçası iyi değilim bu aralar.
Öptüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
